Sky Sports UK... Barcelona - Arsenal maçı devre arası... Master Card reklamı... Başrolde Beşiktaş Kapalı...!! :)
http://gelgidersin.blogspot.com 'dan alıntıdır.
Beşiktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Beşiktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6 Nisan 2010 Salı
4 Nisan 2010 Pazar
BURSANKARA = ÇİN MALI ÇARŞI
Ankara, benim ilk, orta ve lise yıllarımı geçirdiğim şehirdir. Çok anım vardır Ankara'da. Hayatımda gittiğim ilk Beşiktaş maçı Ankara'daydı mesela. Başbakanlık Kupası maçıydı, Trabzon'la. Yanılmıyorsam 3-1 kazanmış ve kupayı kaldırmıştık. O yüzden çok fazla gitmişimdir 19 Mayıs'a. Hatta Ankaragücü'nün 2-3 maçına da gitmişliğim vardır lise yıllarında. Akıl başa otururken, "bu Gecekondu da neymiş acep?" deyip merakla gidilen maçlar...
İşte o yıllarda çözdüm Gecekondu'yu. Yıllar yılı, içlerinde besledikleri Beşiktaş düşmanlıklarına tanık oldum... Ve bugüne kadar, bu tavırlarında herhangi bir değişim gerçekleşmedi. Hatta son yıllarda, Bursa tribünü ile kurdukları ittifak sayesinde, kinleri daha da büyüdü.Cuma akşamı oynanan Ankaragücü - Beşiktaş maçı, sanıyorum hafızalardan uzun süre silinmeyecek. Ankaragücü tribünlerinin, bugüne kadar zaten Çarşı'dan esinlendikleri besteler ile renklendirmeye çalıştıkları tribün, Bursa'nın, yine Çarşı'dan esinlenilen besteleri ile harmanlanınca, ortaya inanılmaz bir görüntü çıktı. Beşiktaş'ın, şampiyonluk yolundaki rakiplerinden biri olan Bursa'nın lehine durmadan tezahürat yapan Ankara tribünleri, maçın sonlarında artık işini suyunu çıkarıp şöyle bir nida attılar;
"Oooley oley oley oley, şampiyooon Bursaaa..."
Efendim? Nasıl yani?
Yok yok maç Bursa'da değildi. Hatta maç Bursa - Beşiktaş maçı da değildi. Yer, Ankara'ydı. Ankara tribünlerinde, Bursa lehine haykırıyordu insanlar.
Şaşırdım kaldım...
Bir taraftar, nasıl olur da bir başka takım için şampiyon nidaları atabilirdi ki? Ankara bunu yaptı işte. Üstelik bizim bestelerimiz ile!
Yazının başlarında dedim ya, ben yıllar önce çözdüm Gecekondu'yu... Yıllar önce paşa emri ile birinci lige çıkarılan Ankaragücü'nün, kendinden kilometrelerce uzaktaki üvey kardeşi için tezahürat yapan, tribün kimliğini bulamamış, garip bir oluşumu Gecekondu.Bu garip hikayenin sonucu olarak, dünyaya gelen nur topu gibi bir kardeşlik oldu...
BursAnkara! Yani, Çin malı çArşı...
Etiketler:
Ankaragücü,
Beşiktaş,
Bursa,
Bursankara,
Gecekondu
31 Mart 2010 Çarşamba
SÖZLEŞME YENİLEDİLER
Beşiktaş, iç transferde, 5 futbolcu ile sözleşme yeniledi.
İbrahim Toraman 3, Rüştü Reçber 2, İbrahim Üzülmez, Yusuf Şimşek ve Uğur İnceman ise birer yıllık sözleşmelere imza attılar. Haydi hayırlı olsun.
Fotoğraflar, resmi siteden alıntıdır.
İbrahim Toraman 3, Rüştü Reçber 2, İbrahim Üzülmez, Yusuf Şimşek ve Uğur İnceman ise birer yıllık sözleşmelere imza attılar. Haydi hayırlı olsun.
Fotoğraflar, resmi siteden alıntıdır.
Etiketler:
Beşiktaş,
İbrahim Toraman,
İbrahim Üzülmez,
Rüştü Reçber,
Uğur İnceman,
Yusuf Şimşek
28 Mart 2010 Pazar
BİR GÜN KALPTEN GİDECEĞİZ!
Bu Beşiktaş adamı kalpten götürür...
Aslında geçen sezondan da bu tür geri dönüşlere alışmıştık ama, bu olayın yaşandığı her yeni maçta, kalplerimiz ağızlarımızdan fırlayacak gibi oluyor desem yeridir. Neler oldu neler...

Ümit Karan, daha maçın başında bulduğu fırsatı değerlendirince 0-1 geriye düştük. Taraftar şoktaydı tabii. Bu şokun etkisi henüz geçmemişken, Ernst'in yaptığı hareket sonucu, kazanılan penaltıyı gole çevirmesini bildi Eskişehir takımı... Golü atan, yine Ümit Karan'dı... Ve tabelada yazan 0-2'lik skor, Şeref Bey'de soğuk duş etkisi yaratıyordu.
Beşiktaş, silkelendi ve duruma el koymaya karar verdi. Bu karar anından itibaren, adına yakışır şekilde "Karakartallar" gibi saldırıyordu Beşiktaş. Bu saldırının ilk sonucu ilk yarı bitmeden alındı. Nihat'ın ayağından gelen gol, tabelaya 1-2 şeklinde yansıdı... Elbette, golde büyük pay, sağ kanattan yaptığı ısrarlı bindirme ile Ekrem'e aitti.İkinci yarıya umutla başladı Beşiktaş... Arka arkaya bulduğu pozisyonlar ile, Eskişehir kalesini abluka altına aldı takım. Bu akınların bir tanesinde, İbrahim Üzülmez, topu ceza alanına öyle bir kesti ki, kariyeri boyunca yaptığı en güzel orta buydu herhalde... Topa yükselen Fink kafayı vurdu, ancak Eskişehir'in dev kalecisi Ivesa inanılmaz çıkardı. Pozisyon sürdü... Yeniden yükselen topa bu kez Bobo çıkıp vurdu ve topu iğne deliğinden geçirerek skoru 2-2 yaptı.
Bu gol ile birlikte, tribünlerde yeniden hayata döndü. Akıl almaz bir destek başladı Şeref Bey'de... Çok geçmeden bu hummalı çalışma, meyvesini de verdi... Yine sol kanattan gelişen atak sonucunda, Bobo ile Holosko, Eskişehir defansı arasına sızdı. Bir o yöne bir bu yöne giden topa son dokunan Holosko, müthiş geri dönüşü ilan etti... 3-2!Maçın genelini çok kısa değerlendirmek gerekirse, maça hızlı başlayan Eskişehir, sonra da bütün hakimiyeti eline alan Beşiktaş'tı. Bunda, futbolcuların pes etmemesi ve ilginç olacak ama, Mustafa Denizli'nin, Holosko ve Uğur İnceman'ı müthiş zamanlarda oyuna dahil etmesiydi. Bu iki müdahale, oyunun tüm çehresini değiştirdi. Maçın kırılma anı ise, oyun 0-2 Eskişehir lehine iken, Rüştü'nün çıkardığı inanılmaz kafa topuydu. Maçı döndüren hareket bile diyebiliriz onun için.
Hani geçenlerde, "Bir gelip bir giden şampiyonluk umudu" diye bir yazım vardı ya, sanırım temenniler, dilekler, hatta daha da ileri gitmek gerekirse, "kehanetler" gerçeğe dönüşmeye yakın.
Beşiktaş'a has, o bir türlü bitmeyen, tükenmeyen inanç, bence Holosko'nun ifadesinde gizli...
Etiketler:
Beşiktaş,
Eskişehir,
Filip Holosko,
Mustafa Denizli,
Rüştü Reçber,
Uğur İnceman
22 Mart 2010 Pazartesi
TEK HATIRLADIĞI, BEŞİKTAŞ...
İnönü Stadı’nda Çarşı Grubu’yla maç izleyeceği günün hayallerini kuran ‘Şifo’, SSPE hastalığının pençesinde. Sadece Beşiktaş diyebiliyor.
ANTALYA’DA yaşayan 11 yaşındaki ‘Şifo’ lakaplı Mehmet Uzun, 300 binde bir rastlanan SSPE hastalığına yakandı. Doktorların ‘yapılacak bir şey yok’ dediği Mehmet, artık sadece Beşiktaşlı futbolcuları hatırlayabiliyor. Baba Abdülkerim Uzun, “Oğlum ismimi bile hatırlamıyor. Sadece Beşiktaş diyor ve televizyonda gördüğü futbolcuların isimlerini söyleyebiliyor” diye konuştu. Oğlunun sağlıklıyken, en büyük hayalinin İnönü Stadında, Çarşı ile maç izlemek olduğunu belirten baba, “Şu an konuşamıyor. İnönü’ye götürürsem, moral olacağını düşünüyorum” dedi. Mehmet ve kardeşi Feyyaz, isimlerini de Siyah-Beyazlıların, efsanevi futbolcuları Feyyaz Uçar ve Mehmet Özdilek’ten almış.
SSPE’ye kızamık sonrası beyne yerleşen bir virüs neden oluyor. Hasta son aşamada tamamen komaya giriyor.
aksam.com.tr
Etiketler:
Beşiktaş,
Çarşı,
Mehmet Uzun
19 Mart 2010 Cuma
ALİ SAMİ YEN AIRLINES'A TRAJİKOMİK CEZA
Önceki günlerde yazıya döktüğüm "Ali Sami Yen Airlines" isimli metnin ikinci bölümüne hoşgeldiniz.
Gs - Ankaragücü maçında, Ali Sami Yen Airlines tarafından, aşağı kata uçurulan kardeşimize yapılan bu hareket, beklediğimiz gibi cezasız kalmadı. Çok sevgili, saygıdeğer TFF, Gs kulübüne, bu olayın sonucunda gereken cezayı verdi.
Cezaya gelince...
100.000 TL. Evet evet, sadece 100.000 TL.
Şimdi şöyle bir geçmişe gidelim... İnönü'de, Cihat Aktaş adındaki kardeşimiz, tatsız bir olayın sonucunda can vermişti tribünde. Bu olayın karşılığı olarak, Beşiktaş kulübü, 5 maç ceza almıştı. Bugüne döndüğümüzde, yine insan canına kast edilen bir olay yaşandı Ali Sami Yen tribünlerinde. Sonuç olarak, Galatasaray kulübüne 100.000 TL. ceza kesildi. İki olayın tek farkı, bu olayda can kaybı olmaması. Yani, can kaybı olursa 5 maç sahanız kapanır, can kaybı olmazsa para cezası ile yırtarsınız...
Şimdi sormalı... Diyarbakır'a, sahaya girmenin bedeli olarak üç maç daha ceza kesen federasyon, tribünden aşağı adam atmanın bedelini para ile mi ölçüyor? Bu esnek ceza yöntemi, önümüzdeki maçlarda, tribünlerden düşecek nice adamların yolunu açmaz mı? Bu arada, Diyarbakır'ın küme düşürülmesi gerekiyordu, onu da başaramadı federasyonumuz. PFDK ceza yasasında, maddelerde böyle bir ibare bulunmasına rağmen, ne yazık ki bunu başarabilecek cesareti gösteremediler.
Neyse, Ali Sami Yen'e geri dönersek, bu federasyon ile, bu zihniyet ile, Avrupa Şampiyonasına ev sahipliği yapmamızın da zor olduğunu düşünüyorum. Bu kirli oyunların içinde olmaktan, bunları gözlemlemekten, insanın midesi bulanıyor bazen. Zevkler ve renkler tartışılmaz ama, başında bulunduğunuz kuruma, bulunduğunuz konuma biraz olsun saygı gösterin ve renginizi bu kadar da belli etmeyin!
Etiketler:
Ali Sami Yen,
Beşiktaş,
Cihat Aktaş,
Diyarbakır,
Galatasaray,
TFF
16 Mart 2010 Salı
"DENİZLİ" 0 - 1 BEŞİKTAŞ
Bu maç için çok fazla kelam edemeyeceğim...
Şampiyonluk yolunda bu tip maçları sıklıkla görmek, yüksek ihtimal taşıyan bir unsurdur. Son haftalar yaklaştıkça, güzel futbol, yerini üç puan almaya odaklı sisteme bırakır. Rahat rahat maç izlemek rafa kaldırılır son haftalara girildiğinde.
İşte Denizli - Beşiktaş maçı da, bu dönemin başlangıcını haber eden karşılaşma oldu bizler için. Başlıktaki vurguyu umarım yerinde verebilmişimdir... Büyük Mustafa'nın yine sürpriz peşinde olduğunu az çok tahmin ediyorduk. Takımlar sahaya dizildiğinde de, pek yanılmadığımızı gördük Beşiktaşlılar olarak. Futbol adına pek bir şey göremediğimiz maçta, gol de maçın kalitesine yakışır şekilde, bir karambol anı sonucunda, Filip Holosko'nun ayağından geldi. Bu arada, Avrupa'nın en az gol yiyen ekibi olarak, bu ligin en zayıf ekiplerinden biri olan Denizli nice pozisyonlar buldu kalemizde. Neyse ki kalede Rüştü var. Beşiktaş bu yıl şampiyon olmayı başarabilirse, Rüştü'nün elleri öpülmeli, her yeri değil ama...
Şampiyonluk yolunda bu tip maçları sıklıkla görmek, yüksek ihtimal taşıyan bir unsurdur. Son haftalar yaklaştıkça, güzel futbol, yerini üç puan almaya odaklı sisteme bırakır. Rahat rahat maç izlemek rafa kaldırılır son haftalara girildiğinde.
İşte Denizli - Beşiktaş maçı da, bu dönemin başlangıcını haber eden karşılaşma oldu bizler için. Başlıktaki vurguyu umarım yerinde verebilmişimdir... Büyük Mustafa'nın yine sürpriz peşinde olduğunu az çok tahmin ediyorduk. Takımlar sahaya dizildiğinde de, pek yanılmadığımızı gördük Beşiktaşlılar olarak. Futbol adına pek bir şey göremediğimiz maçta, gol de maçın kalitesine yakışır şekilde, bir karambol anı sonucunda, Filip Holosko'nun ayağından geldi. Bu arada, Avrupa'nın en az gol yiyen ekibi olarak, bu ligin en zayıf ekiplerinden biri olan Denizli nice pozisyonlar buldu kalemizde. Neyse ki kalede Rüştü var. Beşiktaş bu yıl şampiyon olmayı başarabilirse, Rüştü'nün elleri öpülmeli, her yeri değil ama...
Etiketler:
Beşiktaş,
Denizli,
Filip Holosko,
Rüştü Reçber
15 Mart 2010 Pazartesi
KRİTİK DENİZLİ SINAVI
Bu akşam, Denizlispor ile çok kritik bir maça çıkıyoruz. Gs ve Bursa'nın kayıpsız geçtiği haftada, bizim de puan kaybetmememiz lazım. Kimilerinin şampiyonluk kaybettiği bu sahada, şampiyonluk kutlamıştık biz. Çıkışımız da sürüyor... Seri devam etmeli. Maç yazısında görüşmek üzere... Saldır Beşiktaşım!
12 Mart 2010 Cuma
ŞAMPİYON YOLA ÇIKTI
Başlık fazlası ile iddialı... Böyle bir başlık atabilmek için ciddi anlamda çok erken aslına bakılırsa. Ancak lig öyle bir halde ki, her hafta taşlar yerinden oynuyor. Bir sonraki hafta ne olacağını, kimin puan kaybedeceğini, kimin karlı çıkacağını kestirmek güç.
Galatasaray'a bakın... Sükseli transferlerinin ardından kimse bir başkasına şans vermiyordu şampiyonluk için değil mi? Öte yanda Fenerbahçe... Aziz başkanın, "üç yıl üst üste şampiyon olacağız" iddiası, hangi Fenerbahçeliyi heyecanlandırmamış olabilir ki? Bir de Beşiktaş... Geçen senenin dublecisi, bu sene nasıl krizler yaşadı, hepimiz şahit olduk. Peki şimdi tablo ne?
Sükseli Galatasaray, bir türlü istediği oyunu sahaya yansıtamıyor. Kupa hayali ile çıkılan Avrupa yollarından geri döndüler. Ligde de ara sıra küçük krizler yaşıyorlar... Fener de aynı şekilde. Takım içinde yaşanan bireysel krizler, devre arasında gidenler, Güiza kaosu, Daum bilmecesi, vs... Bu arada hesapta olmayan biri, kafaları yormakta... Bursa! Beşiktaş ise bütün bu olan bitenlerin arasında, sessiz sedasız ilerliyor lig arenasında. Şampiyonluk yolunda, emin denmez ama, sağlam adımlarla geliyor.

Ligin ilk yarısı sona erdiğinde, sanıyorum hepimiz umutsuzduk Beşiktaş adına... Şimdi mi? Neden olmasın?
Bayanlar, baylar... Şampiyon yola çıktı mı dersiniz?
Galatasaray'a bakın... Sükseli transferlerinin ardından kimse bir başkasına şans vermiyordu şampiyonluk için değil mi? Öte yanda Fenerbahçe... Aziz başkanın, "üç yıl üst üste şampiyon olacağız" iddiası, hangi Fenerbahçeliyi heyecanlandırmamış olabilir ki? Bir de Beşiktaş... Geçen senenin dublecisi, bu sene nasıl krizler yaşadı, hepimiz şahit olduk. Peki şimdi tablo ne?
Sükseli Galatasaray, bir türlü istediği oyunu sahaya yansıtamıyor. Kupa hayali ile çıkılan Avrupa yollarından geri döndüler. Ligde de ara sıra küçük krizler yaşıyorlar... Fener de aynı şekilde. Takım içinde yaşanan bireysel krizler, devre arasında gidenler, Güiza kaosu, Daum bilmecesi, vs... Bu arada hesapta olmayan biri, kafaları yormakta... Bursa! Beşiktaş ise bütün bu olan bitenlerin arasında, sessiz sedasız ilerliyor lig arenasında. Şampiyonluk yolunda, emin denmez ama, sağlam adımlarla geliyor.
Ligin ilk yarısı sona erdiğinde, sanıyorum hepimiz umutsuzduk Beşiktaş adına... Şimdi mi? Neden olmasın?
Bayanlar, baylar... Şampiyon yola çıktı mı dersiniz?
Etiketler:
Beşiktaş,
Fenerbahçe,
Galatasaray
7 Mart 2010 Pazar
2010 ŞAMPİYONLUK BESTESİ
Beşiktaşım senin için, her şeyimden vazgeçerim...
Senin için her zaman, her yerde, ölüme bile giderim...
Belki gözlerim dolacak, belki güneşim solacak...
Benim bir tek hayalim var, o da, kartal şampiyon olacak....!
6 Mart 2010 Cumartesi
SERDAR ÖZKAN'I MESSİ SANMAK
Son bir haftadır, basında çıkan Beşiktaş haberlerinin çoğunluğu Serdar Özkan'a dair. Portekiz'in iki büyük kulübü Benfica ve Porto'nun, Serdar'a talip olduğu yolunda haberler okuyoruz bu ara sıklıkla. Ancak özellikle haberlerde kullanılan ifadeler çok ilginç. Portekiz basını Serdar için, "Türkiye'nin Messi'si" diyor(muş).
Bu ifadenin, bizim basının yakıştırması olduğu o kadar belli ki... Hani insanın, Portekiz basınına sorası geliyor aksi durumda... Serdar, topu topu kaç maçta görev aldı ki zaten? Ne zaman keşfettiniz? Ne oldu da Messi'ye benzettiniz? Ben dahil, bütün Beşiktaşlılar, top yekün uyuyor muyuz? Bu çocuğun farkına varamamış mıyız senelerdir...? Uzar gider sorular, neyse.
Forza Beşiktaş forumunda, konu ile ilgili açılan başlıkta şöyle bir yorum gördüm:
"Maşallah ülkemin topraklarında Messi'den geçilmiyor. Çoğu, topu iki adım öteye itemiyor ama hepsi Messi!"
Tabii, çıkan bütün bu haberlerin ardından Mustafa Denizli duruma el koyuyor ve Serdar'ı bir köşeye çekip soruyor;
+ Doğru hocam.
- Peki öyle olsun... Ama şunu bil, seni bırakmam.
Bu diyaloğa son noktayı, Serdar manidar bir şekilde koyuyor;
"İyi de hocam, 18'e bile almıyorsun ki?"
Bu gelişmelerin ardından, dün de Serdar'ın menajeri Ekrem Örenç konuştu...
“Serdar’a sadece Portekiz değil, Almanya ve İsviçre’den de teklifler var. Biz teknik kapasitesi yüksek bir ligi tercih ediyoruz.”
...dedi sayın menajer. Serdar'ın sözleşmesi sezon sonunda bitiyor, yani, bonservisi elinde. Kalırsa ne kazanırız kestiremiyorum ama, giderse çok şey kaybetmeyeceğimizi düşünüyorum. İyi bir futbolcu Serdar, ancak bugüne kadar iyi bir profesyonel gibi davranmadı. Arda Turan'a çalım atmayı öğreten -ki bunu Arda'nın kendisi söyler- Serdar, o nefis yeteneğini bizlere pek fazla göstermedi maalesef. Yeteneğini, aklı ile birleştirip, gerçek bir yıldız olamadı. Bu saatten sonra da, Serdar'ın, Beşiktaş'a üstün hizmetler vereceğini düşünmek, hayalcilik olur.
Kalırsan ne ala, gidersen de yolun açık olsun Serdar Özkan.
Etiketler:
Beşiktaş,
Mustafa Denizli,
Serdar Özkan
5 Mart 2010 Cuma
İNDİRİMLİ BİLET ALDATMACASI
Bir erteleme, bir hafta içi maçı... Beşiktaş - İBB.
Şeref Bey'de oynanan bir önceki maçta, en ucuz biletin bedeli 75 TL... Bu maçta ise, Eski Açık 20, Yeni Açık 25, Kapalı Alt 50 ve Kapalı Üst 70 TL. olarak belirlendi.
Gs maçında, taraftarı yolunacak kaz gibi gören, Beşiktaşlının elit ya da aristokrat değil, halk olduğunu unutan, ya da unutan demeyelim, görmezden gelen yönetim kurulu, bu maç için böyle bir fiyat politikası uygulamış.
Genel kanı, Demirören'in sonuda doğru yolu bulup, bilet fiyatlarını normal seviyeye indirdiği... Şahsi fikrim, bunun hiç de böyle olmadığı. Mete Düren'in bile basından öğrendiği bu fiyatlara dair açıklaması da ilginç: "Bu rakamların sezon sonuna kadar uygulanması şu anda söz konusu değil."
Nedir amacınız?
Avrupa kupalarına veda etmişsiniz, Türkiye Kupası'ndan elenmişsiniz. Elinizde sadece lig kalmış... Hazır, takım havaya girdi derken, takımın sonsuz desteğe ihtiyacı varken, ve siz bunun sonuna kadar farkındayken, nedir bu yüksek fiyat hırsı? Bırakın insanlar maça gelebilsin. Madem şampiyonluk istiyorsunuz, şampiyonluğu getirebilecek etkenlerden biri de bu... Anlayın artık.
Şeref Bey'de oynanan bir önceki maçta, en ucuz biletin bedeli 75 TL... Bu maçta ise, Eski Açık 20, Yeni Açık 25, Kapalı Alt 50 ve Kapalı Üst 70 TL. olarak belirlendi.Gs maçında, taraftarı yolunacak kaz gibi gören, Beşiktaşlının elit ya da aristokrat değil, halk olduğunu unutan, ya da unutan demeyelim, görmezden gelen yönetim kurulu, bu maç için böyle bir fiyat politikası uygulamış.
Genel kanı, Demirören'in sonuda doğru yolu bulup, bilet fiyatlarını normal seviyeye indirdiği... Şahsi fikrim, bunun hiç de böyle olmadığı. Mete Düren'in bile basından öğrendiği bu fiyatlara dair açıklaması da ilginç: "Bu rakamların sezon sonuna kadar uygulanması şu anda söz konusu değil."Nedir amacınız?
Avrupa kupalarına veda etmişsiniz, Türkiye Kupası'ndan elenmişsiniz. Elinizde sadece lig kalmış... Hazır, takım havaya girdi derken, takımın sonsuz desteğe ihtiyacı varken, ve siz bunun sonuna kadar farkındayken, nedir bu yüksek fiyat hırsı? Bırakın insanlar maça gelebilsin. Madem şampiyonluk istiyorsunuz, şampiyonluğu getirebilecek etkenlerden biri de bu... Anlayın artık.
2 Mart 2010 Salı
BİR GİDİP BİR GELEN ŞAMPİYONLUK UMUDU
Bu yıl lig öylesine ilginç bir halde ki, her yeni hafta, kimin ne yapacağı belli değil. Sürprizlerle dolu bir lig ve şampiyonluk yarışı izliyoruz.Basın tarafından göklere çıkarılan Fenerbahçe, tam yedi resmi maçtır, galibiyet alamıyor. Ligde gelen arka arkaya puan kayıpları, Daum'un da koltuğunu sallandırmaya başladı.
Yine basın tarafından her türlü eleştiriye maruz kalan Beşiktaş'ımız ise, bir maç eksiği ile Fenerbahçe'nin hemen arkasında puan olarak. Beşiktaş, erteleme maçı olan İBB maçını kazandığı takdirde, Fb ile kafa kafaya geliyor sıralamada.
Ve yine basın tarafından göklere çıkarılan Galatasaray ise, şu an karlı görünen ekip. Kasımpaşa maçında olası bir kazaya kurban gitmeyen Gs, az da olsa rakiplerine fark atmış durumda.
Eksikleri yüzünden istikrarsız bir görüntü çizen Kayseri, sıralamada düşüşe geçti. Son olarak kendi sahasında Beşiktaş'a kaybeden Kayseri, şampiyonluk zikrinden şimdilik vazgeçmiş durumda.Formsuz ve istikrarsız büyüklerin arasından sıyrılıp, zirveye çıkmak için var gücü ile oynayan Bursa ise yılın sürprizi. Ertuğrul hocanın, bir orkestra şefi gibi yönettiği Bursa, zirveye çok ciddi biçimde aday oldu. Ufak tefek eksiklerine rağmen, eksiklerin yerine oynayanlar da, onları pek aratmıyor Bursa'da... Futbolcuların kendilerine güvenleri geldi ve rakip kim olursa olsun, futbolu sıkıcı hale getirecek oyun düzenine asla başvurmuyorlar, bu artıları.
Beşiktaş'ımızın fikstürü pek iç açıcı durmuyor. Buna rağmen, yeniden iyi bir hava yakalamış gibi görünüyor takım. Ancak bu sezon hiçbir takımın sağlayamadığı istikrarsızlık devreye girdiğinde, sürpriz sonuçlar çıkıyor ortaya. Bu yüzden de şampiyonluk umudu, bir görünüp, bir kayboluyor.
22 Şubat 2010 Pazartesi
DERBİ, SELENA VE TEHLİKE ALTINDAKİ DEĞERLER
2010, ilk derbisini geride bıraktı dün gece...
Şeref Bey Stadyumu'nda, Beşiktaş ile Galatasaray karşı karşıya geldi. Galatasaray avantajlı gelmişti Dolmabahçe'ye. Beşiktaş'ın ise kaybetme gibi bir lüksü yoktu. Kaybetttiği takdirde, lige havlu atacak, kazandığı takdirde ise, rakibinin ensesine yapışacaktı puan cetvelinde.
Beşiktaş'ın yoğun baskısı, direkten dönen ve çizgi üzerinden çıkarılan toplarla geçti ilk 45 dakika. İkinci yarıda ise karşılıklı atılan iki gol, maçın skorunu tayin etti... 1-1.
Lakin, maçın önüne geçen bir durum yaşandı maç sonrası. Şeref Bey Stadyumu'ndan istediklerini alan Galatasaraylı taraftarlar, bizim şu meşhur "Yıldırım Demirören Yeter" tezahüratını söylemeye başladı. Asıl kriz de böyle başladı işte... Rakip takım taraftarı tribününe yakın olan bir grup, Galatasaray'ın efsane isimleri Ali Sami Yen ve Metin Oktay'a, umarsızca, dümdüz küfüre başladılar.
Aslına bakılırsa bu grup ve onlara eşlik eden bir tutam taraftar daha, maç öncesinde Arda'ya ve onun sevgilisi Sinem Kobal'a da yakışıksız sözler sarfettiler. Selena bestesini kendi sözleri ile harmanlayarak, ekşi bir tat yarattılar.
Beşiktaşlılık diyoruz... Diyoruz da, sanırım artık onun ne olduğunu unutuyoruz. Unutuyoruz diyorum, çünkü bu hepimizin suçu. Hem bunu yapanların, hem de buna izin verenlerin suçudur bu olay.
Küfür, tribünün olmazsa olmazlarındandır, kimse inkar edemez. Ancak, edilen küfürün nereye gittiğine bir bakmak gerekir. Kaldı ki, bu olaylar bir tek Şeref Bey'de olmamaktadır. Bu ülkenin hemen her stadyumunda, rakip takım taraftarına, futbolcusuna, başkanına, vesairesine küfür ediliyor. Hem de en okkalısından!

Bazı arkadaşlarım diyorlar ki; Galatasaraylılara az bile! Evet, ben de hiç haz etmem Galatasaray'dan. Beşiktaş'ımın şampiyonluklarını masa başı işleri ile çalan, her türlü deşifre olduğu halde bunu hala utanmadan inkar eden Galatasaray'ı sevmem... Tek suçu, Ali Sami Yen stadyumu önündeki durakta otobüs bekleyen Mühendis Oktay'ı, 25-30 kişi toplanıp linç eden Galatasaray'ı sevmem, sevemem!
Ancak!
Bazı değerler vardır Türk futbolu için, korunmalıdır. Nasıl ki biz, Baba Hakkı için, Şeref Bey için, Süleyman Seba ve diğer büyüklerimiz için küfür edildiğini duymak istemezsek, Ali Sami Yen ve Metin Oktay için de aynı duyguları hissetmeliyiz. Bizim kültürümüzde ölünün arkasından konuşulmaz. Kaldı ki küfür, hiç olmamalı. Olmadı, yakışmadı.
Beşiktaş tribünü günden güne değişiyor, çehre değiştiriyor. Beşiktaşlıyı, Beşiktaşlı yapan, onu diğerlerinden farklı kılan değerler, bir bir unutulmaya yüz tutuyor. İşte esas tehlike bu. Çirkinliklere çirkinlikle karşılık vermek bizim adetimiz değildi. Maalesef öyle olmak üzere... Beşiktaş tribünü, kendine bir an önce gelmezse, ipin ucu kaçacak ve "diğerleri"nden bir farkımız kalmayacak.
Uyanın! Lütfen!
Şeref Bey Stadyumu'nda, Beşiktaş ile Galatasaray karşı karşıya geldi. Galatasaray avantajlı gelmişti Dolmabahçe'ye. Beşiktaş'ın ise kaybetme gibi bir lüksü yoktu. Kaybetttiği takdirde, lige havlu atacak, kazandığı takdirde ise, rakibinin ensesine yapışacaktı puan cetvelinde.
Beşiktaş'ın yoğun baskısı, direkten dönen ve çizgi üzerinden çıkarılan toplarla geçti ilk 45 dakika. İkinci yarıda ise karşılıklı atılan iki gol, maçın skorunu tayin etti... 1-1.
Lakin, maçın önüne geçen bir durum yaşandı maç sonrası. Şeref Bey Stadyumu'ndan istediklerini alan Galatasaraylı taraftarlar, bizim şu meşhur "Yıldırım Demirören Yeter" tezahüratını söylemeye başladı. Asıl kriz de böyle başladı işte... Rakip takım taraftarı tribününe yakın olan bir grup, Galatasaray'ın efsane isimleri Ali Sami Yen ve Metin Oktay'a, umarsızca, dümdüz küfüre başladılar.Aslına bakılırsa bu grup ve onlara eşlik eden bir tutam taraftar daha, maç öncesinde Arda'ya ve onun sevgilisi Sinem Kobal'a da yakışıksız sözler sarfettiler. Selena bestesini kendi sözleri ile harmanlayarak, ekşi bir tat yarattılar.
Beşiktaşlılık diyoruz... Diyoruz da, sanırım artık onun ne olduğunu unutuyoruz. Unutuyoruz diyorum, çünkü bu hepimizin suçu. Hem bunu yapanların, hem de buna izin verenlerin suçudur bu olay.
Küfür, tribünün olmazsa olmazlarındandır, kimse inkar edemez. Ancak, edilen küfürün nereye gittiğine bir bakmak gerekir. Kaldı ki, bu olaylar bir tek Şeref Bey'de olmamaktadır. Bu ülkenin hemen her stadyumunda, rakip takım taraftarına, futbolcusuna, başkanına, vesairesine küfür ediliyor. Hem de en okkalısından!
Bazı arkadaşlarım diyorlar ki; Galatasaraylılara az bile! Evet, ben de hiç haz etmem Galatasaray'dan. Beşiktaş'ımın şampiyonluklarını masa başı işleri ile çalan, her türlü deşifre olduğu halde bunu hala utanmadan inkar eden Galatasaray'ı sevmem... Tek suçu, Ali Sami Yen stadyumu önündeki durakta otobüs bekleyen Mühendis Oktay'ı, 25-30 kişi toplanıp linç eden Galatasaray'ı sevmem, sevemem!
Ancak!
Bazı değerler vardır Türk futbolu için, korunmalıdır. Nasıl ki biz, Baba Hakkı için, Şeref Bey için, Süleyman Seba ve diğer büyüklerimiz için küfür edildiğini duymak istemezsek, Ali Sami Yen ve Metin Oktay için de aynı duyguları hissetmeliyiz. Bizim kültürümüzde ölünün arkasından konuşulmaz. Kaldı ki küfür, hiç olmamalı. Olmadı, yakışmadı.Beşiktaş tribünü günden güne değişiyor, çehre değiştiriyor. Beşiktaşlıyı, Beşiktaşlı yapan, onu diğerlerinden farklı kılan değerler, bir bir unutulmaya yüz tutuyor. İşte esas tehlike bu. Çirkinliklere çirkinlikle karşılık vermek bizim adetimiz değildi. Maalesef öyle olmak üzere... Beşiktaş tribünü, kendine bir an önce gelmezse, ipin ucu kaçacak ve "diğerleri"nden bir farkımız kalmayacak.
Uyanın! Lütfen!
Etiketler:
Ali Sami Yen,
Arda Turan,
Beşiktaş,
Galatasaray,
Metin Oktay,
Sinem Kobal,
Süleyman Seba
17 Şubat 2010 Çarşamba
UNUTULMAZ ŞAMPİYONLUK MAÇI VE SERGEN YALÇIN
2002-2003 sezonu....
Yüzüncü yılını kutlayan Beşiktaş, şampiyonluk yolunda emin adımlarla ilerliyor, iki büyük rakibinden biri olan Fenerbahçe lige havlu atmış, UEFA kupasına gitmek için çırpınıyordu. Galatasaray ise, liderlik koltuğunda oturan Beşiktaş'ı amansız bir şekilde kovalamayı sürdürüyordu, rakibinin bu özel yılında.

Beşiktaş o yıl, daha önce Galatarasay'ı da şampiyon yapan Mircea Lucescu önderliğinde, Giunti, Ronaldo, Zago, Pancu, Sergen Yalçın ve İlhan Mansız gibi isimlerle adeta rakip tanımıyor, inanılmaz bir form grafiği eşliğinde, liderliğin sorumluluğunu üzerinde taşıyordu.
Ligin 33. haftası, şampiyonu tayin edecek olan dev maçın haftasıydı... Beşiktaş - Galatasaray!
Şampiyonluğa inanan Beşiktaşlıların, yeri göğü inlettiği İnönü'de ilk düdük çalıyordu... Haliyle, stresli başlayan maç, zaman zaman futbolcuların birbirleri ile dalaştığı görüntülere sahne oluyordu. İlk yarıda, İlhan Mansız, Tayfur ve Pancu'nun kaçırdığı net fırsatlar, saç baş yoldurtmuştu tribündeki taraftar ve ekran başında maçı izleyen tüm Beşiktaşlılara... Galatasaray, bu ataklara karşılık vererek, Beşiktaş kalesinde büyük tehlikeler yaratıyordu ilk yarının sonlarında. Karşılıklı olarak cömertçe harcanan pozisyonların ardından, hakem ilk yarının bittiğini ilan eden düdüğü çaldığında, iki takım, 0-0'lık eşitlikle gidiyordu soyunma odalarına.
İkinci yarı, yine benzer pozisyonlara sahne oldu iki takım adına da... Yine, özellikle İlhan Mansız ve Pancu ile etkili olan ''Karakartal'', bulduğu pozisyonları bir türlü gole çeviremiyor, Galatasaray kalesine toplu hücum yaptığı akınların dönüşündeki kontra ataklara engel olamayarak, kendi kalesinde de çok tehlikeli pozisyonlar yaşıyordu.
Son dakikalara girildiğinde heyecan iyice artmıştı. Beşiktaş tribünleri, beraberliğinde Beşiktaş'a yettiğini bilerek, kutlamalara başlamıştı. Halbuki, Galatasaray'ın atacağı bir gol, bütün o kutlamalara gölge düşürürdü... Ancak inanmıştı Beşiktaşlı. Gol yemeyecekti artık takımı...
Son beş dakikaya gelindiğinde, kutlama yapan Beşiktaş tribünleri, tehlikeli Galatasaray akınlarını izliyordu tedirgin bir ifade ile... Nitekim, Beşiktaş kalesinde yaşanan çok büyük bir tehlike kornere savuşturulmuş ve maçın bitimine iki dakika kala Galatasaray, korneri değerlendirmek üzere top yekün, Beşiktaş ceza sahası içine yerleşiyordu...
Korner kullanıldı... Ceza sahası içindeki dokuz Galatasaraylıdan hiçbiri topa kafa vuramayınca, Beşiktaş defansı topu uzaklaştırdı... Sergen Yalçın'ın önüne düşmüştü top... Sergen topla ilerlerken, önünde ona engel olabilecek yalnızca Bülent Korkmaz ve hemen arkasında Mondragon kalmıştı. Bu sırada, şimdilerde adı, Beşiktaşlılar için kötü anlamlar ifade eden Tümer Metin, Sergen'e yardıma koştu... İki taraftan Bülent'i sıkıştıran Sergen ve Tümer, Galatasaray kalesine doğru ilerliyordu... Sergen, topu, önü açık olan Tümer'e pasladı ve Galatasaray kalesine iyice yaklaştı. Tümer ise Sergen'e adeta ret edilemeyecek bir ikram sundu. Sergen, bu ikramı gerçi çevirmedi ve nihayet Beşiktaş, 88. dakikada aradığı golü buldu...
İnönü yıkılıyordu... Tribünlerdeki binlerce insan kendinden geçmişti. Ekran başındakiler ise, Ercan Taner'in, yıllar sonra hala hafızalardan silinmeyen o ünlü sözlerini dinliyordu televizyon başında...
"Sergen ve gooool! Gool! Sergen attı! Sergen attı şampiyonluk geldi! Sergen attı... Şampiyonluk geldi! Beşiktaş, Sergen'le şampiyonluğa koşuyor... Karakartal şampiyonluğa koşuyor... BEŞİKTAŞ ŞAMPİYON!"
Yüzüncü yılını kutlayan Beşiktaş için bu maç, mutlu sondu... 85 puan toplayan Beşiktaş JK, şampiyondu.
İşte o unutulmaz anlar...
Yüzüncü yılını kutlayan Beşiktaş, şampiyonluk yolunda emin adımlarla ilerliyor, iki büyük rakibinden biri olan Fenerbahçe lige havlu atmış, UEFA kupasına gitmek için çırpınıyordu. Galatasaray ise, liderlik koltuğunda oturan Beşiktaş'ı amansız bir şekilde kovalamayı sürdürüyordu, rakibinin bu özel yılında.

Beşiktaş o yıl, daha önce Galatarasay'ı da şampiyon yapan Mircea Lucescu önderliğinde, Giunti, Ronaldo, Zago, Pancu, Sergen Yalçın ve İlhan Mansız gibi isimlerle adeta rakip tanımıyor, inanılmaz bir form grafiği eşliğinde, liderliğin sorumluluğunu üzerinde taşıyordu.
Ligin 33. haftası, şampiyonu tayin edecek olan dev maçın haftasıydı... Beşiktaş - Galatasaray!
Şampiyonluğa inanan Beşiktaşlıların, yeri göğü inlettiği İnönü'de ilk düdük çalıyordu... Haliyle, stresli başlayan maç, zaman zaman futbolcuların birbirleri ile dalaştığı görüntülere sahne oluyordu. İlk yarıda, İlhan Mansız, Tayfur ve Pancu'nun kaçırdığı net fırsatlar, saç baş yoldurtmuştu tribündeki taraftar ve ekran başında maçı izleyen tüm Beşiktaşlılara... Galatasaray, bu ataklara karşılık vererek, Beşiktaş kalesinde büyük tehlikeler yaratıyordu ilk yarının sonlarında. Karşılıklı olarak cömertçe harcanan pozisyonların ardından, hakem ilk yarının bittiğini ilan eden düdüğü çaldığında, iki takım, 0-0'lık eşitlikle gidiyordu soyunma odalarına.
İkinci yarı, yine benzer pozisyonlara sahne oldu iki takım adına da... Yine, özellikle İlhan Mansız ve Pancu ile etkili olan ''Karakartal'', bulduğu pozisyonları bir türlü gole çeviremiyor, Galatasaray kalesine toplu hücum yaptığı akınların dönüşündeki kontra ataklara engel olamayarak, kendi kalesinde de çok tehlikeli pozisyonlar yaşıyordu.Son dakikalara girildiğinde heyecan iyice artmıştı. Beşiktaş tribünleri, beraberliğinde Beşiktaş'a yettiğini bilerek, kutlamalara başlamıştı. Halbuki, Galatasaray'ın atacağı bir gol, bütün o kutlamalara gölge düşürürdü... Ancak inanmıştı Beşiktaşlı. Gol yemeyecekti artık takımı...
Son beş dakikaya gelindiğinde, kutlama yapan Beşiktaş tribünleri, tehlikeli Galatasaray akınlarını izliyordu tedirgin bir ifade ile... Nitekim, Beşiktaş kalesinde yaşanan çok büyük bir tehlike kornere savuşturulmuş ve maçın bitimine iki dakika kala Galatasaray, korneri değerlendirmek üzere top yekün, Beşiktaş ceza sahası içine yerleşiyordu...
Korner kullanıldı... Ceza sahası içindeki dokuz Galatasaraylıdan hiçbiri topa kafa vuramayınca, Beşiktaş defansı topu uzaklaştırdı... Sergen Yalçın'ın önüne düşmüştü top... Sergen topla ilerlerken, önünde ona engel olabilecek yalnızca Bülent Korkmaz ve hemen arkasında Mondragon kalmıştı. Bu sırada, şimdilerde adı, Beşiktaşlılar için kötü anlamlar ifade eden Tümer Metin, Sergen'e yardıma koştu... İki taraftan Bülent'i sıkıştıran Sergen ve Tümer, Galatasaray kalesine doğru ilerliyordu... Sergen, topu, önü açık olan Tümer'e pasladı ve Galatasaray kalesine iyice yaklaştı. Tümer ise Sergen'e adeta ret edilemeyecek bir ikram sundu. Sergen, bu ikramı gerçi çevirmedi ve nihayet Beşiktaş, 88. dakikada aradığı golü buldu...
İnönü yıkılıyordu... Tribünlerdeki binlerce insan kendinden geçmişti. Ekran başındakiler ise, Ercan Taner'in, yıllar sonra hala hafızalardan silinmeyen o ünlü sözlerini dinliyordu televizyon başında..."Sergen ve gooool! Gool! Sergen attı! Sergen attı şampiyonluk geldi! Sergen attı... Şampiyonluk geldi! Beşiktaş, Sergen'le şampiyonluğa koşuyor... Karakartal şampiyonluğa koşuyor... BEŞİKTAŞ ŞAMPİYON!"
Yüzüncü yılını kutlayan Beşiktaş için bu maç, mutlu sondu... 85 puan toplayan Beşiktaş JK, şampiyondu.
İşte o unutulmaz anlar...
Etiketler:
Beşiktaş,
Galatasaray,
İlhan Mansız,
Mircea Lucescu,
Sergen Yalçın
16 Şubat 2010 Salı
BEŞİKTAŞ - GALATASARAY DERBİSİ, BİLET FİYATLARI ÜZERİNE
ESKİ AÇIK: 75,00 TL
YENİ AÇIK: 75,00 TL
KAPALI ALT: 200,00 TL
KAPALI ÜST: 250,00 TL
NUMARALI KENAR: 225,00 TL
NUMARALI ORTA: 250,00 TL
VIP ALT A-F: 250,00 TL
VIP ALT B-E: 320,00 TL
VIP ALT C-D: 400,00 TL
VIP ÜST A-F: 450,00 TL
VIP ÜST B-E: 550,00 TL
YENİ AÇIK: 75,00 TL
KAPALI ALT: 200,00 TL
KAPALI ÜST: 250,00 TL
NUMARALI KENAR: 225,00 TL
NUMARALI ORTA: 250,00 TL
VIP ALT A-F: 250,00 TL
VIP ALT B-E: 320,00 TL
VIP ALT C-D: 400,00 TL
VIP ÜST A-F: 450,00 TL
VIP ÜST B-E: 550,00 TL
Beşiktaşlıyı, fb'liler gibi elit, gs'lılar gibi aristokrat kesimden zanneden yönetime bir alkış göndermek isterim. Hangi başarıyı bekliyorsak Demirören yönetiminden? Daha taraftarlarını tanımıyorlar ki? Bu ülkede işçisi var, öğrencisi var bu sevdanın yoluna baş koyan. Hiç mi düşünmezsiniz? Üstelik takım ne durumdaki, en ucuz bileti 75 TL. yapmak gibi bir gafletin içine düştünüz? Takım bu denli kötü durumdayken ve desteğe ihtiyacı varken, bu fiyat politikası hangi akla hizmet Allah aşkına?
92-93 SEZONUNDA... İKİ TAKIM ŞAMPİYONLUK YOLUNDA...

92-93 sezonunu unutmadık... Aşağıda kronolojik olarak yer alan olaylar, 1993 yılının Mayıs ayında geçmektedir. Adı geçen kişi, kurum ve kuruluşlar tamamen gerçektir. Herhangi bir yorum katılmamış olunup yorum ve sorular en altta dile getirilecektir.
Mayıs’ın ilk günleri içinde ligin 26. haftası oynanmaktadır. Beşiktaş, Bursaspor’un cezası nedeniyle Ankara’da oynanan maçtan 3-0’lık galibiyetle dönerken ertesi gün Galatasaray Sarıyer’i 4-0’la geçer. Lider Galatasaray 58 puan ve +40 averaj, ikinci Beşiktaş ise 56 puan ve +39 averajdadır.

Maçlardan sonra Bursaspor – Beşiktaş maçını yöneten eski hakem, yeni yorumcu Erman Toroğlu maçın 0–0 berabere gittiği 17 inci dakikada, Bursaspor’un penaltıyla sonuçlanan ve Beşiktaş kalecisi Bako’nun kırmızı kart görmesi gereken pozisyonda, yardımcı hakemine uyarak Beşiktaş lehine verdiği ofsayt kararının hatalı olduğunu kabul eder. Kendisine ciddi bir tepki gelmez.
Bir sonraki hafta ligin en kritik dönemeçlerinden birisidir. Galatasaray, şampiyonluğun diğer adaylarından Kocaelispor’la deplasmanda 0–0 berabere kalırken puanını 59’a yükseltir ve 40 averajını korur. Kocaelispor ise 55 puanda kalır. Haftaya ikinci olarak başlayan Beşiktaş ise İnönü’de Fenerbahçe’yi 2–0 yenerek puanını 59’a çıkartır ve +41 averajla ligin yeni lideri olur.
Beşiktaş’ın kalan maçları, Kocaelispor deplasmanı, Galatasaray ve Gençlerbirliği, Galatasaray’ın kalan maçları ise Konyaspor, Beşiktaş ve Ankaragücü deplasmanıdır.
10 Mayıs’ta Galatasaray, Beşiktaş – Fenerbahçe maçının gece, kendi maçlarının ise gündüz oynanmasından dolayı federasyona çok kızgındır. Futbol Şube Sorumlusu Adnan Polat, kendi maçlarının Beşiktaş maçından önce oynanması sebebiyle rakiplerine büyük bir avantaj sağlandığını ve mağdur duruma düştüklerini açıklar.
Beşiktaş Yönetim Kurulu, Galatasaray ile yapılacak maç için doping kontrolü isteyeceklerini açıklar. Süleyman Seba, “Federasyona bu konuda yazılı olarak başvuracağız. Doping kontrolü uygulamasını mutlaka isteyeceğiz” şeklinde konuşur.
Ligin 28 inci haftasında liderlik yeniden el değiştirir. Ligden düşmesi kesinleşmiş Konyaspor, Vahap Beyaz’ın yönettiği maçta, bir de sahada 9 kişi kalınca Galatasaray’a 5–0 yenilmekten kurtulamaz. Beşiktaş ise Kocaelispor deplasmanında 2-0’lık galibiyetle dönmesine rağmen ikinci sıraya düşer. 62 puanlı her iki takımdan Galatasaray +45, Beşiktaş ise +43 averaja sahiptir.
Galatasaray, 5-0’lık skordan memnun değildir. Yöneticilerden Nejat Bingöl, 5-0'lık galibiyete rağmen Konyaspor'u teşvik primi almakla suçlar. Diğer yöneticiler de Kocaelispor Teknik Direktörü Güvenç Kurtar’ın, Beşiktaş maçı öncesi iki gün İstanbul’da kaldığını iddia ederler.
Gözler artık ligin 29 uncu haftasında oynanacak olan Galatasaray – Beşiktaş karşılaşmasına çevrilmiştir. Maçı Ahmet Çakar’ın yöneteceği açıklanır. Ve merakla beklenen derbi 1–1 berabere sonuçlanınca her şey ligin son haftasına kalır. Galatasaray bu maçta bir de penaltı kaçırır.
Son haftaya girilirken özellikle teşvik primi iddiaları çok artmıştır. İddialar özellikle Gençlerbirliği üzerinde yoğunlaşırken başkan İlhan Cavcav, “Mazimiz tertemiz, böyle bir şerefsizliği kimse yapmaz. Teşvik priminin tek adı vardır o da şike. Buna alet olan kulüpte yaşayamaz” açıklamasını yapar.Ankaragücü Başkanı Emin Gök , “Teşvik primi almak bize yakışmaz. Bu olayı kınıyoruz. Galatasaray önünde futbolcularım onur mücadelesi verecekler” şeklinde konuşur.
25 Mayıs’ta Gençlerbirliği’nde büyük bir deprem yaşanır. Başkan Cavcav, Beşiktaş maçı öncesi ikinci kaleci Kazım ve Kemalettin’i, teknik direktöre saygısızlık etmeleri, Hayrettin’i ise seyircilere çirkin hareketler yapması sebebiyle kadro dışı bıraktığını açıklar. Takımın ilk kalecisi Goran’ın kırmızı kart cezası sebebiyle Beşiktaş maçında kale, üçüncü kaleci Levent’e kalmıştır.

Ertesi günü Adnan Polat, “Bu lekeyi temizlemeleri lazım” diyerek Beşiktaş’ı yaylım ateşine tutar ; “Şike ve teşvik primi kokuları alıyoruz. Bu lig şaibelidir. Beşiktaş şampiyon olursa lekeli bir şampiyonluk kazanmış olacak. Ben zaten bu saatten sonra böyle lekeli bir ligin şampiyonu olmak istemem. Beşiktaş şampiyon olursa bundan önceki şampiyonluklarına da gölge düşer, 6 şampiyonluğu da şüpheli hale gelir.
Birkaç gündür duyduklarım sebebiyle Türkiye’de futboldan nefret ettim. Kazım, Hayrettin ve Kemalettin komik nedenlerle kadro dışı kaldılar. Bu üç futbolcunun kadro dışı bırakılmasının kamuoyuna açıklanması gereken geçerli bir nedeni olması lazım. Bu adamlara birisi bir şey mi teklif etti? Bu adamlar birisiyle anlaşmaya mı girdi? Ne olduğunu bilmek istiyoruz.
Beşiktaş son beş yılda Gençlerbirliği’ni sadece bir kez yenebilmiş. Şimdi Beşiktaşlı futbolcular Gençlerbirliği’ne 8–10 gol atacaklarını söylüyorlar. Bunu neye güvenerek söylüyorlar? Gerçekten Beşiktaş çıkıp maçı 10–0 kazansa bile bir şaibe konuldu. Bunun üstüne bir çamur atıldı.
Galatasaraylı taraftarlardan yüzlerce telefon geliyor, sessiz kalmamamızı istiyorlar. Artık bu iş sporu aştı, biz Ankaragücü’nü 1–0 yenersek Beşiktaş’ın 3–0 kazanması gerekiyor. Bu şaibeler altında Beşiktaş şampiyon olacaksa bizim söyleyecek bir şeyimiz yok. Böyle bir kupayı kabul ediyorlarsa alsınlar, biz öyle kupa istemiyoruz. Neden Türk futbolu ilerlemiyor diye konuşmamamız lazım, olay ortada.
Galatasaray mertçe çıkar, futbolunu oynar. Kazanırsak kazanırız, kaybedersek kaybederiz. Hiç Galatasaray’la ilgili bir dedikodu duydunuz mu? Bizim Ankaragücü’ne karşı zaten belirli bir üstünlüğümüz var. Beşiktaş artık çok güç durumda. Maçı 8–0 kazansalar bile çamuru artık temizleyemezler. Beşiktaş Kulübü devamlı bir zan altında kalacak. Bunu temizlemeye güçleri de yok. Bu artık bir mikrop gibi herkesin kafasına yerleşti.”
Gençlerbirliği’nin futbolunu yakından izleyeceğiz. Birçok otoritenin de görüşlerini alacağız. Bakalım futbolcular gerçek futbollarını mı oynuyorlar? Karşı tarafın elinde top tüfek, bizim elimizde kılıç kalkan. Ama biz kararımızı verdik, gücümüzün yettiği kadar oynarız. Galip geliriz ya da gelemeyiz, ne olursa olsun fair-play her zaman kazanır. Kupayı alalım ya da almayalım benim şampiyon Galatasaray’dır.”
Futbol Federasyonu da, üç futbolcusunu kadro dışı bırakan ve takım kaptanına ağır para cezası veren İlhan Cavcav hakkında soruşturma dosyası açar. İlhan Cavcav ise bu kararı kendisinin değil İcra Komitesi’nin aldığını söyler.
Adnan Polat’a cevap ertesi gün Süleyman Seba’dan gelir;
“Adnan Polat’ın açıklamalarına yönetim kurulu olarak çok sinirlendik. O’nun seviyesine inmek istemiyorum. Bizim şampiyonluk şansımız Galatasaray kadardır, mühim olan dostlukların bozulmamasıdır. 90 yıllık Beşiktaş’a kimse dil uzatamaz. Beşiktaş şampiyonlukları hep bileğinin hakkıyla kazanmıştır.
Beşiktaş ve Galatasaray kulüplerinin berrak geçmişlerini hiç yaşamamış, okumamış ve öğrenmemiş bir kişinin hezeyanlarını ciddiye almak niyetinde değiliz.
Galatasaray’ın amacı çok bellidir, Beşiktaş – Gençlerbirliği maçını gündemde tutup, Ankaragücü – Galatasaray maçını kamuoyunun dikkatinden uzak tutmak. Bir süredir Beşiktaş’la ilgili polemikler üretip sorumsuz davranışlar sergileyen Adnan Polat, bu defa şanlı Beşiktaş tarihine dil uzatma cüretinde bulunmuştur. Bu hezeyanların ayrıntılarına girip O’nun seviyesine inmeyeceğimizi tekrarlarım.”
Bu açıklamaya yanıt veren Adnan Polat, fikirlerinde hiçbir değişikliğin olmadığını ve bu açıklamaların kendisini tatmin etmediğini söylerken Ankaragücü kalecisi Zalad yaptığı açıklamada kendisi hakkında çıkan dedikoduları değerlendirir ; “Yedi yıldır Türkiye’de profesyonel futbol oynuyorum. İcraatım ortada. Maç günü sahaya çıkıp en iyi şekilde topumu oynarım.”
Yönetici Mehmet Cansun, Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne başvuracaklarını açıklayarak Gençlerbirliği futbolcularının maç gününe kadar takip edilmesini istediklerini söyler. Herhangi bir kanıt bulunması halinde Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulanacakları bilgisini veren Cansun, kadro dışı bırakılan 3 futbolcu ile İlhan Cavcav’ın banka hesapların kontrol edilmesi gerektiğini ifade eder.
Maçların oynanacağı gün Galatasaray Kulübü bir açıklama yaparak şampiyon olsalar da olmasalar da hem Gençlerbirliği hem de Beşiktaş’ı UEFA’ya şikayet edeceklerini açıklar. Yöneticiler, Avrupa basınında bile şike ve teşvik primi haberlerinin yer aldığını öne sürerek bu gazeteleri kanıt göstereceklerini ve şikayet dosyasının hazırlıklarına başladıklarını söylerler.
Türk futbol tarihinin tarihi günlerinden birisi olan 30 Mayıs 1993’de Beşiktaş, Gençlerbirliği’ni 3–1 yenerken ligin şampiyonu, Ankaragücü’nü 8–0 yenen Galatasaray’dır. Galatasaray daha maçın 6 ıncı dakikasında ilk golü bulurken hakem Ünsal Çimen bu golde önce auta giden topa korner kararı verir, arkadan da kornerden gelen topta Stumpf’un rakibine yaptığı faulü atlar.
Ali ; “Bu kupa Adnan Polat’a yakışır. Galatasaray’a yakışmaz. Beşiktaş’a kimse dil uzatamaz.”
Rıza ; “8-0’lık skoru Ankaragücü’ne yakıştıramadım. Konyaspor’a 5 tane gol atan takımın Ankara’da 8 gol atması şaşırtıcı. Gençlerbirliği de çok iyi oynadı. Herhalde onlara da prim verdiler. Başta Adnan Polat olmak üzere Galatasaray’ı tebrik ediyoruz. Sezon boyunca bizimle uğraştılar.”
İhsan Kalkavan ; “Adnan Polat’a iki çift sözüm var. Yanlışlıkla 8 golü biz atsak, onlar da 3–1 galip gelselerdi neler söyleyecekti. Tarih hiçbir zaman kirli işleri gizleyemez. Şike paçalarından akıyor.”
Süleyman Seba ; “Şampiyon olmadığımız için hiç üzülmüyorum. Yeşil sahaların gerçek şampiyonu Beşiktaş’tır. Beni en çok üzen, Türk sporunun bu hale düşmesidir. Tarihimize dil uzatanlar şimdi ne diyecekler acaba? Kimin ne yaptığı ortada.”
Asbaşkan Recep Yazıcı ; “Türk futboluna teşvik primini Ergun Gürsoy, şikeyi ise Adnan Polat getirdi. Adnan Polat teneke kupayı istemediğini açıklamıştı. Acaba bu kupayı ne yapacak? Galatasaray yazdığı şike kitabının doktorasını Ankara’da yaptı. Kaleci Zalad’ın yediği goller şikenin en büyük kanıtıdır.”
Yönetici Yüksel Ülken ; “Beşiktaş’a atılmak istenen çamur Adnan Polat’ın üstünde kaldı. Polat bu lekeyi ömrü boyunca taşıyacak.”
Yönetici Metin Keçeli ; “Adnan Polat bizi UEFA’ya şikayet edecekmiş, biz de onları Türk kamuoyuna şikayet ediyoruz. Asıl şikeyi Galatasaray yapmıştır. Başkanımız Süleyman Seba bugüne kadar hep bizi susturdu. Bileğimizin hakkıyla şampiyonluklar kazandık. Ancak Galatasaray’ın Avrupa Kupalarında hakemlere verdiği dolarları kimse inkar edemez. Biz gerçek şampiyonuz.”
Adnan Polat ; “Gençlerbirliği onuru için oynadı. Haysiyet savaşı verdiler. Onları tebrik ediyoruz. Beşiktaşlı futbolcuların benim aleyhimde konuşmalarına çok üzüldüm. Oysa ben onları her zaman göklere çıkarmıştım, demek ki yanılmışım.”
Mehmet Cansun ; “İnanın her şey bizim bu işin üstüne gitmemizle değişti. Eğer biz konuşmasaydık, hakkımızı aramasaydık, Beşiktaş ile Gençlerbirliği’ni frenleyemezdik. Üstlerine gitmeydik kesinlikle şampiyon olamazdık.”
Ankaragücü ise 8-0’lık yenilgiden sonra yeni sezon için tepeden tırnağa yenileneceğini açıklarken Zalad, Sabotiç, Erhan, Hayrettin gibi 9 isimle sözleşme yenilenmeyeceği belirtilir...
Kaynak: Forza Beşiktaş Forumları
Etiketler:
Adnan Polat,
Beşiktaş,
Galatasaray,
Süleyman Seba
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

.jpg)
.jpg)

.jpg)
.jpg)













